Ana Sayfa Blog

Yağmurlu bir İstanbul akşamı

0

İstanbul/Beyoğlu

Fotoğraf: Kayıhan GÜVEN

30. Genç İletişimciler Yarışması’nda Üçüncülük Ödülü

0

İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü öğrencisi ve İstanbul Aydın Haber Ajansı Muhabiri Sebahat Çağla Kara’ya 30. Genç İletişimciler Yarışması’nda Üçüncülük Ödülü

Aydın Doğan Vakfı ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti iş birliğiyle nitelikli medya çalışanı ve yöneticisi yetişmesine katkı sağlamak amacıyla üniversitelerin iletişim fakültelerinde öğrenim gören lisans öğrencilerine yönelik düzenlediği Geleneksel 30. Genç İletişimciler Yarışması’nda dereceye girenlere düzenlenen bir törenle ödülleri dağıtıldı.

Yarışmada yazılı dalda, Gazetecilik bölümü öğrencisi ve İstanbul Aydın Haber Ajansı Muhabiri Sebahat Çağla Kara, GÖZ dergisinin 9. sayısında yayınlanan “Oynamaya Geldik Oynamaya” başlıklı haberiyle “Haber Araştırma dalında” üçüncü oldu. Kara, aynı zamanda Öğr. Gör. Kayıhan Güven’in danışmanlığında İstanbul Aydın Haber Ajansı tarafından çıkarılan Göz dergisinde muhabir olarak görev yapmakta.

37 üniversitenin iletişim faküllerinden 486 öğrencinin 537 çalışmayla katıldığı yarışmada 21 üniversitenin 59 öğrenci 43 projeyle ödüle değer bulundu. Ödül töreni Hilton İstanbul Bosphorus Otel’de düzenlendi. Törene Fakültemizi temsilen Dekan Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Deniz Akbulut, Gazetecilik Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Olcay Uçak, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Üyesi Dr. Öğr. Üyesi Engin Başçı ve İAHA ekibi katıldı.

 

Demiryolu tarihini yaşatan mini müze

0

Bir zamanlar İstanbul’dan Avrupa’ya yolculuğun da adresi olan Sirkeci Garı’nda, Osmanlı tren tarihinin kısa özetini bulabileceğiniz bir mini müze bulunuyor. Müzede, demiryolu tarihine dair birçok parça var.

Demiryolu tarihini yaşatan mini müze

Tarihi bir asırı geçen, veda sohbetlerini keskin bir tren düdüğünün kestiği Sirkeci Garı’nda, kişisel çabalarla kurulan bir müze demiryolu tarihini gelecek kuşaklara taşıyor.

Müzede yıllarca Sirkeci-Halkalı arasında yolcu taşıyan elektrikli banliyö treninin makinist bölümü ve Osmanlı döneminden kalan trenlere ilişkin evrak, vesika, harita, plan ve projeler de sergileniyor. Müzede ünlü Orient Ekspress’e ait malzemeler de bulunuyor.

KÜÇÜK BİR ODA MÜZESİ

Küçücük bir müze bugün Marmaray’ın Sirkeci İstasyonu olarak da hizmet veren Sirkeci Garı’ndaki saklı bir hazine gibi duruyor. Müze, ufacık bir girişi olmasına rağmen kocaman bir tarihi barındırıyor. 45.5 metrekarelik alanda 23 Eylül 2005 tarihinde açılmış. Müzenin müdürü ve etrafta dolanan kedilerin annesi Ruhan Çelebi müzenin girişindeki masada ziyaretçilerini karşılıyor.

ORİENT EKSPRES HATIRASI

Yaklaşık 300 parça eser sergileniyor bu küçücük odada. Sirkeci’ de ilk çalıştırılan banliyö treninin makinist bölümünden tutun da tren dünyasına ait Osmanlıdan kalan evrak, vesika, harita, projeler de sergileniyor. Bunların yanında ünlü Orient Ekspres’ine ait malzemeler teçhizat da sergileniyor. Orient Ekspres’in yemek takımlarına ait parçalar da var. Müzede şark demiryollarına ait çeşitli belgeler, demiryollarına ait araçlar da meraklılarını bekliyor.

KOLEKSİYONDAN MÜZEYE

Müzenin kurucusu ve idarecisi Ruhan Çelebi 1881 yılından 2000 yıllara kadar trenle ilgili topladığı malzemelerin çoğaldığını görmüş. Koleksiyoner gibi topladığı demiryolu tarihine dair objeler çoğalınca da kend içabalarıyla bu müzeyi açmış. Küçük müzede can havliyle toplanan parçalar o kadar sıkışmış ki mekân yetersiz görünüyor.

TURİSTLER ÇOK İLGİLİ

Müze içinde özellikle çocuklara trenleri sevdiren Horaby marka, hareketli bir tren seti de bulunuyor. İçinde bir tren ve tramvayın çalıştığı elektrikli tren seti çocuklar kadar anne babaların da ilgisini çekiyor.

Yabancı turistler müzenin en meraklı izleyicilerinden. Tarihi parçaların içinde özgürce dolaşan kediler de gelenlerin ilgisini çekiyor.

Müze pazar ve pazartesi günleri kapalı öteki günlerde ise 16.45’te kapılarını kapatıyor.

HABER: BÜŞRA ÖZBAKAN

 

Eski Beyoğlu’nu Yaşatan Miras

0

Mahalle berberleri gibi eski İstanbul’un birçok köşesinde görülen lostra salonlarının sayısı iyice azaldı. Beyoğlu’nda bulunan 68 yıllık Havai Lostra Salonu, babadan kıza geçen mirasla ayakta duruyor.

Eski Beyoğlu'nu yaşatan miras

Eski İstanbul’un kendisine özgü mekanları bir bir yok oluyor. Bazıları da binbir güçlükle ayakta kalmaya çalışıyor. Bir zamanlar mahalle berberleri gibi günlük yaşamın bir parçası olan lostra salonları da nostaljik mekanlar halini aldı. Beyoğlu’nda 1951 yılında açılan Havai Lostra Salonu da son temsilcilerden biri olarak dimdik ayakta duruyor.

İstiklal Caddesi’nde Hüseyin Ağa Camisi’nden Tarlabaşı’na doğru çıkan yolda 68 yıl önce açılan dükkan bugün babasının mirasını yaşatan Seher Örenler tarafından işletiliyor.
Havai Lostra Salonu’nu 54 yıl boyunca işleten Mehmet Örenler, 2006 yılında vefat edince kızı Seher Örenler işe sahip çıkmış. Seher Örenler, 5 erkek kardeşinin itirazlarına ve lostra salonunu kapatma isteklerine karşı, babasının emanetine sahip çıkmak için mücadele vermeye başlamış. Eski İstanbul’un izlerini her köşesinde taşıyan dükkân yan yana sıralı 4 kırmızı cilalı koltuktan ve bir tamir köşesinden oluşuyor. Tavana asılı dolaplarda özel tarifleriyle yapılan boya ve cilalar müşterilere sergileniyor.

TÜRKİYE’DE TEK KADIN

Seher Örenler, babasından salonu devraldığı ilk dönemlerde gerek ailesi gerek ise esnaf tarafından ağır bir şekilde yadırganmış. Kadın olarak bir lostra salonunu işletmek, halk arasında alışılagelmişin dışındaymış ama Seher Abla tüm tabuları yıkmış. Türkiye’nin ilk kadın lostra salonu sahibi olmanın verdiği gurur ve mutluluktan aldığı cesaretle yıllar içerisinde tüm önyargılara karşı ayakta kalmayı başarmış.

‘SEHER ABLA’ OLMUŞ

Zaman içerisinde çevresindeki insanlar tarafından maruz kaldığı eleştirel bakış ve görüşler bir kadın olarak bu işi yapmanın karşılığında yerini takdir ve tebriklere bıraktı. Babasının yadigarına tek başına sahip çıkan Örenler, esnaf tarafından da günden güne benimsenmeye başlanmış. Müşteriyle kurduğu birebir iletişim, hataya tahammülü olmadığı için işinde sergilediği titizlik ve özverili davranışlarıyla birlikte esnaflar arasında yerini almış. Artık Sakızağacı esnafının “Seher Ablası” olarak anılmaya başlanmış.

ATATÜRK’ÜN AYAKKABISINI BOYAMIŞ

Seher Örenler’in babası Mehmet Örenler, Sirkeci’deki yağ iskelesinde seyyar ayakkabı boyacısı olarak bu işe başlamış. Bir gün Sirkeci’de Atatürk’ün de ayakkabısını boyamış. “Benim için büyük onur” diyerek o anı sürekli anlatmış. Lostra salonunun açılış sürecinde isim arayışına giren Mehmet Örenler, Amerikalı bir arkadaşının önerisi ile açacağı salona Havai ismini vermeye karar vermiştir. Lostra salonlarına alışılmışın dışında olan bu ismi vererek döneminde halk arasında merak uyandırıp büyük bir ilgiyle karşılaşmıştır. O dönemde Havai Adaları’nın popülerliği ve Havai kelimesinin “uçuk” anlamına gelmesi ile birlikte Mehmet Örenler, salonunu 1951 yılında “Havai Lostra Salonu” adıyla açmış.

BOYAMANIN ÖTESİNDE İŞ

Seher Önerler, babasından aldığı formül ile ayakkabıları yeni alınmış gibi yapıyor. Bu yola birlikte çıktığı ustalarıyla beraber ayakkabı boyacılığının geleneksel tekniklerini hala devam ettiriyorlar.
“İnsanların birçoğu ayakkabı boyacısı olarak bildiği dükkanların lostra ismiyle anıldığından habersiz. Lostra, sanıldığı gibi sadece ayakkabı boyatılan yer değil ayakkabının yapıştırma, yenileme, boyatma vb. tüm tamirat işlerinin yapıldığı yer anlamına gelmektedir” diyen Seher Örenler, özellikle gençlerin kendi tarihlerine sahip çıkmadığını belirterek, lostranın ne olduğunu bilmemelerinden de yakınıyor.

Haber: Tolga DURAN 

Haber Atölyesinde Yeni Sezon Başlıyor

0

10 ŞUBAT 2020 PAZARTESİ

İstanbul Aydın Üniversitesi’nde Kış

0

İstanbul Aydın Üniversitesi’nde bir kış günü.

Fotoğraf: Sinan DAŞPINAR

Üniversiteye Açılan Meydan

0

Anlı şanlı İstanbul Üniversitesi’nin baktığı koca meydanın adı Bayezit Meydanı mıdır, yoksa Bayazıt mıdır, yoksa Bayezid midir? Ne dersiniz? Meydanı süsleyen caminin Sultan II. Bayezid tarafından inşa ettirildiği düşünülürse, meydana Bayezid Meydanı demek daha doğru olmaz mı?

1501-1505 tarihleri arasında inşa ettirilen cami şimdilerde tarihinin en büyük restorasyonunu geçiriyor. Bilenlen bilir, caminin hemen dibinde küçük tezgahlarda tespihler, eski saatler, nuh-u nebiden kalma fotoğraf makineleri, eskiden kalma ne varsa satılırdı. Artık satılmıyor. Meydandaki yüzyıllık çınar altındaki kulübeden çıkan efendi giyimli zabıtı memuru dedi ki:
“Buradaki satıcılar gelen geçeni rahatsız ediyorlarmış, öyle olunca biz de yasakladık.” İyi mi olmuş kötü mü, bilinmez ama meydanının ruhu zedelenmiş sanki. Sahaflar Çarşısı’nın bir kapısının açıldığı meydanda inler cinler top oynuyorlar artık.

Meydanın bir köşesinde Bayezid Kütüphanesi yer alır. Bir zamanlar İstanbul Üniversitesi’nden yolu geçenler saatlerini, günlerini bu tarihi kütüphanede geçirmişlerdir. Devlet tarafından ilk kütüphane olan Bayezid Kütüphanesi’nde 500 binin üzerinde kitap, basılı eser bulunuyor. Görme engelliler için sesli kitap uygulaması yapılıyor. Restorasyon sonrası en iyi yapılar arasına girmiştir.

Meydanın yeniden onarılan merdivenlerini tırmanarak İstanbul Üniversitesi’nin görkemli kapısına yaklaşalım. Kapının en üst tarafında Sultan Abdülaziz’in tuğrası yer alıyor. Altındaysa Arapça yazılmış Fetih suresinin 1.ve 3. ayetleri. Sağ tarafında:” Biz sana apaçık bir fetih yolu açtık” sol tarafında: ”Seni kıymetli bir zaferle destekledik”, ortasındaysa Daire’i Umur-ı Askeriyye yazıyor.

Görkemli kapıdan girdiğinizde ağaçlı uzun yol sizi karşılıyor. Kapıdan girer girmez solda dikkatlerden uzak bir küçük plaketle karşılaşıyorsunuz. Alman Cumhurbaşkanı Richard Weizsaecker’in bizzat gelerek açılışını yaptığı 29 Mayıs 1986 imzalı plaketi birlikte okuyalım:

“Devlet Başkanı Atatürk’ün öncülüğünde Alman öğretim üyelerine 1933-1945 yılları arasında kucak açan Türk milleti onun akademik kuruluşlarına Alman Milleti adına şükranlarımla.”

Nazilerden kaçan önemli Alman hocaları Türkiye kabul etmişti, Alman hocalar İstanbul ve Ankara Üniversitelerinde önemli dersler vermişler kürsüler kurmuşlardı. Dileyenlere o günleri yaşamış ünlü Alman hoca Prof.Dr.Ernst Hirschi’in Türkçe anılarını önerelim.

Bahçede İstanbul’un her tarafından görülen yangınları gözetlemek için kurulan Bayezid Yangın Kulesi’nin yanından geçiyorsunuz. İstanbulluların hatırındadır. Hava güzel olduğu zaman kule mavi, sisli olduğu zaman sarı, yağmurlu olduğu zaman yeşil, hava karlı olduğu zaman kırmızı yanar.
İstanbul Üniversitesi’nin merkez binasını dolaşırken Hukuk Fakültesi’nin devasa l. sınıfına rastgeliyorsunuz. Bu sınıfın kürsüsünden Prof.Dr. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Hüseyin Nail Kubalı, Prof.Dr.Türkan Rado, Prof.Dr. Ziya Umur bugün yaşı kemale ermiş hukukçulara seslendiler. Günümüzde üniversite giriş sınavlarının TV’deki yansımaları da bu devasa sınıftan geçiyor. Hukuk’un avlusuna çıktığınızda tam karşınızda Mimar Sinan’ın Süleymaniye Camii tüm heybetiyle durmaktadır.

Bayezid Meydanı hiç güvercinsiz olur mu? Her daim sizi beklerler. Bir avuç yem beklerler. Yeminizi atın sonra karar verin. Kumkapı’ya denize doğru eski bir mahalleye mi ineceksiniz; yoksa Kapalıçarşı’ya doğru mu yollanacaksınız; yoksa Mercan’a doğru mu yöneleceksiniz; yoksa Sahaflar Çarşısı’na dönüp yeni kitaplara mı göz gezdireceksiniz?

HABER : YAREN TOP

Kampüs Board’ın 6.Sayısı Yayınlandı

0

İstanbul Aydın Haber Ajansı tarafından çıkarılan İstanbul Aydın Üniversitesi e-bülteni Kampüs Board’ın 6.sayısı yayımlandı. Bültende İstanbul Aydın Üniversitesi’nde 30 Aralık 2019-03 Şubat 2020 tarihleri arasın yapılan etkinlikler yer alıyor.

Bültene Ulaşmak İçin Tıklayınız

Stay connected

19,717BeğenenlerBeğen
2,184TakipçilerTakip Et
14,700AbonelerAbone

Latest article

Yağmurlu bir İstanbul akşamı

0
İstanbul/Beyoğlu Fotoğraf: Kayıhan GÜVEN

30. Genç İletişimciler Yarışması’nda Üçüncülük Ödülü

0
İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü öğrencisi ve İstanbul Aydın Haber Ajansı Muhabiri Sebahat Çağla Kara'ya 30. Genç İletişimciler Yarışması'nda Üçüncülük Ödülü Aydın Doğan Vakfı ve Türkiye...