Açık Radyo 25 Yaşında: “Dünyanın tüm seslerine, renklerine ve titreşimlerine açık radyo!…”

0
250

Anasayfa

Açık Radyo: “Dünyanın tüm seslerine, renklerine ve titreşimlerine açık radyo!…”

Radyonun ve radyoculuğun gün geçtikçe kan kaybettiği günlerde, “Dünyanın tüm seslerine, renklerine ve titreşimlerine açık radyo!…” sloganıyla beynimize yerleşmiştir Açık Radyo. Kurucusu ve Genel Yayın Yönetmeni Ömer Madra’nın hayalini gerçekleştirdiği radyo, 13 Kasım 1995 tarihinde İstanbul ili ve çevresine yayın yapmak amacıyla açılmış kâamacı gütmeyen bölgesel bir yayın istasyonu. Bugünlerdeyse 25’inci yaşını kutlayan Açık Radyo’nun öyküsünü ve misyonunu kurucusu ve Genel Yayın Yönetmeni Ömer Madra’dan dinliyoruz.

Açık Radyo fikri nasıl gerçekleşti?

 “Özgür, bağımsız radyo fikri cazip geliyordu. O zamanlar böyle radyolar da yoktu. Tansu Çiller’in Başbakanlık zamanında özel televizyonlara izin verilmişti ama radyoların durumu belli değildi. Hepsi TRT’ydi.  Sonra böyle bir şey olunca Tansu Çiller de fırsatı yakalayıp oportünist bir yaklaşımla gelip radyomu istiyorum diye arabaların antenlerine siyah kurdele bağladı. Bu bir çeşit kampanyaya dönüştü. Benim gençliğimden beri A.M radyolar vardı. A.M frekanslı radyolar Rock and Roll’un doğuş yıllarından. Çok radyo dinleyen biriyim. Radyo ile özgürlük kavramı arasında bir paralellik var. Bağımsız bir radyo… Böyle insan haklarına dayalı, temel hakları savunan özgürlük peşinde olan bir radyo fikri aklımızdan geçiyordu. Benim büyük oğlum var Cem, onunla bir radyo programı yapalım diyorduk.  Böyle bir gece programı late night dedikleri tarzdan bir programla konudan konuya atlayarak stüdyoya bağlı kalmadan icabında balkonda da yapılacak bir şey yapmayı hayal etmiştik. Böyle bir program yapabilmek için benim öteden beri akademik geçmişim var hatta biraz yazarlığım ve bir romanım var. Stream of consciousness dedikleri yani bilinç akışı tekniğiyle oradan oraya atlayarak müziklerle birbirine değen bir program yapalım diye düşünmüştük. Bu konuda sonra bir teklif de aldık, İzmir’de Radyo Aktif diye bir radyo vardı, güzel bir radyoydu sonradan kapandı, gidip gidemeyeceğimize karar verdik. Her hafta sonu bütün gece geç saatlerde başlayıp ve sabahın erken saatlerine kadar devam edecekti. Oğlum Cem ‘Boş ver olmuyor kendimiz radyo kuralım’ dedi. Ben de ondan daha az çatlak olmadığım için ‘Olur neden olmasın’ dedim ve böyle bir defter açtım önüme ve şimdi 22’inci sene bitiyor 23 olacak.”

Açık Radyo’nun kurucu ortakları ile nasıl bir araya geldiniz?

 “Benim hayattaki avantajlarımdan biri belki de en önemlisi kimin neden anladığını bilmek gibi bir yeteneğimin olması. Arkadaşlarım arasından kim iyi iş yapıyor, kim iyi şairdir, kim cahildir, kim dünyayı iyi takip eder, kim bilmem ne işte… bunları anlayabiliyorum. Dolayısıyla kocaman bakkal defteri gibi bir fihrist defterim vardır. Orada bine yakın da telefon ve isim vardı. Hepsine sormadım tabi, seçtim. Kime söyleyelim, kimler ilgilenir… Çok sayıda insana sorduk, çok olumlu cevaplar gelince biz de şaşırdık. Böyle gelişen bir şey oldu. Sonunda da ‘bir radyo ister misiniz?’ diye sorduk.  ‘isteriz,’

Açık Radyo’nun ismi nereden geliyor?

“Çok iyi bir isim değil mi Açık Radyo? Şimdi bu benim muazzam dehamdan çıktı sanıyorsunuz değil mi? Hayır, öyle olmadı. Onun da matrak bir hikâyesi var. Şimdi toplantı yapıyoruz isim bulmak lazım. Bir sürü uçuk kaçık isim…  Sonunda ben bir dakika bir ara vereyim böyle baskı ile olmuyor dedim. Zaman dar diyorlar. Ben bir sözlük taraması yapayım dedim. O zamanlar Google falan yok açtım Türkçe sözlüğü başladım a harfinden bu olur, bu olur diye notlar alıyorum. Sonra e ya da f ye mi ne gelmiştim tamam artık zamanın doldu ilan etmek zorundayız, Atilla yine sıkıştırıyor beni ‘Logo falan yapacağız bulmak zorundayız”. Ben de döndüm baktım yine aaaa! Açık fena değilmiş dedim.  Hatta ilk algıda pek beğenilmedi “nedir açık, saçık, kaçık falan’ sonra çok iyi oldu. Kâinatın tüm renklerine, seslerine ve titreşimlerine açığız diye bir slogan da kurduk onun üzerine. Bütün her şeye açık olmak önemli bir kavram.”

Hangi programlar yer alıyor ve programcılar nasıl seçiliyor?

 “Bütün programcılar gönüllü, bir iki profesyonel arkadaşımız var daimî çalışan. Ben hiç para almıyorum. Çok düzenli çalışan iki ancher programımız ve hafta içi her gün kuşak programımız var. Sabah haberler, siyasi ve sosyal haberleri ve yorumları içeren haberler, tamamen fertlere dayalı, olgulara dayalı öğrenebildiğimiz ölçüde, yorumlar da serbest tabi, onun adı da Açık Gazete. Açık Gazete programını işte sabahları yapıyoruz 8 -10 saatleri arasında bazen daha uzun olduğu da oldu. İlk yıllarda 2 buçuk – 3 saati bulduğu oluyordu. Şimdi 2 saate oturttuk. Bir de akşam üzerleri kültür, sanat, edebiyat, sinema filan işte bütün bunları bulunduran ‘İstanbul’da ne var ne yok’u içeren İstanbul bir kültür merkezi olduğu için Açık Dergi diye bir program vardı. Benim yanımda ilk ortaklık eden oğlum oldu. Bu fikri sokarak zehirleyen oğlum, sonra o sıkıldı ve terk etti. ‘Eeee! peki ben şimdi ne yapacağım, bu iş benim başıma kalıyor’ dedim, ‘sen başının çaresine bakarsın’ dedi. Bosna’da savaş daha devam ediyordu Saraybosna’yı izlemeye gitti. Biraz çatlak bir tip. Ondan sonra ben de biraz şaşırdım ne yapacağız ne edeceğiz diye. Bir buçuk ay falan olmuştu bu Açık Gazete programını oturtmaya çalışıyordum ilk çaldığımız parçada Neşet Ertaş’tan Kendim Ettim Kendim Buldum oldu. Bunun başımıza geleceğini biliyordum, aşağı yukarı tahmin ediyordum yani.”

En ilginç programlar hangileri oldu?

 “Doğmadan annesinin karnında program yapan programcımız vardı, bebek kokusu diye bir program yaptı. Deniz Mukan diye bir arkadaşımız kızlarına 3 aylık hamileyken. Öyle bir program yaptılar, bebek kokusunun, bebek sorunlarının konuşulduğu bir programdı. Gökçin Bebek istemeden bu programı yaptı ama şimdi babasıyla birlikte program yapıyor. 9 yaşında falan programcılarımız oldu Akıncan Eldes. Tamamen özgür olarak çocuk kitapları falan tanıtan bir programdı, süper yürütüyordu, kendi arkadaşlarını falan da çağırıyordu. Hiçbir şeyine karışmıyorduk; zaten çocuğun nesine karışacaksın. Şimdi o da koca herif oldu. Gitar çalıyor babasıyla. Akıncan’ın babası da ünlü ve önemli bir müzisyen Akın Eldes. Bizde bir de hiç yaşamadan program yapan birisi vardı. Osman Tümay birkaç müzik programı yaptı senelerce, Robert Koleji’nden arkadaşımız Hulusi Özoklar vardı; Osman Tümay ile Hulusi Özoklar yıllarca TRT’de bir müzik programı yapmak istemişler fakat bu hayal bir türlü gerçekleşmemiş. Daha sonra Hulusi Özoklar genç yaşta vefat etti. Ben Hulusi’yi hayal meyal hatırlıyorum. Osman da ailesinden izin alarak onun adını da koyarak bir program yaptı. Hazırlayan Osman Tümay ve Hulusi Özoklar, sunan Osman Tüma’ydı. Tabi Gökçin bebekten izin almamıştık; o doğmamıştı çünkü.”

Açık Radyo’nun öncülük ettiği veya düzenlediği etkinlikler neler oldu?

 “İstanbul’da bir müzik şenliği düzenledik, 1997 ve 1998’de. Başarı kelimesini kullanmak istemiyorum ama müthiş etkileyiciydi. İki günde 10 bin kişi falan izledi ve yalnız müzik konserleri değil her türden söyleşiler gerçekleştirdik. Böyle bir organizasyona öncülük etme imkânımız da oldu.”

Söyleşi- Fotoğraf: Sinan Daşpınar (İAHA)

Yayına Hazırlayan: Büşra Özbakan (İAHA)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here