AFAM: Üniversitelerin görevi afetlere yönelik çalışmalar yapmak

0
71

İstanbul Aydın Üniversitesi Afet Uygulama Araştırma Merkezi (AFAM) 2009 yılının sonlarında kurulan bir merkez. 2010 yılında saha çalışmalarına ve faaliyetlere başladı. Ağırlıklı olarak afetler konusunda toplumsal kapasiteyi geliştirme üzerine çalışan merkez, bilimsel çalışmalar ve saha araştırmaları yaparak eğitimler veriyor. Verdiği eğitimlerle bu yıl 8 bin, toplamda 20 bin kişiye ulaşan AFAM, eğitimlerin yanı sıra toplumu bilinçlendirmek adına sempozyum, kongre, çalıştay ve akademik yayınlarla bilimsel çalışmalar gerçekleştiriyor. AFAM geliştirdiği iş birlikleriyle kurumsal kapasiteleri artırarak afetlere karşı daha dirençli bir toplum oluşturmayı hedefliyor.

AFAM Koordinatörü Serhat Yılmaz ile söyleşiyoruz. Yılmaz söyleşimize “afet nedir?” in tanımını yaprak başlıyor.

“Afet kavramını önce bir anlatalım. Tüm afet yönetimi çalışanlarının genel kabul ettiği Birleşmiş Milletler’in getirdiği bir tanım bu; doğa, insan veya teknoloji kaynaklı herhangi bir olayın gerçekleştiği bölgede toplumsal yaşamı belli bir süre kesintiye uğratması veya tamamen durdurması ve yerel imkânlarla sonuçlarının baş edilemediği olaylar olarak tanımlanır. Belli bir zamanda belli bir alanda açığa çıkan doğa kaynaklı olaylar örneğin deprem, sel, tsunami, heyelan veya teknoloji kaynaklı örneğin nükleer santral kazası, kimyasal serpintiler ya da insan kaynaklı örneğin terör ve savaş halleri sonucunda afetler olabilir. Afetler günlük yaşamı durdurur veya kesintiye uğratır. Yani afet sonrası eğitim sistemi, sağlık sistemi düzenli olarak işletilemez, çalışma hayatı belli bir süre devam edemeyebilir, afet bölgesindeki günlük ihtiyaçların karşılanması için dışardan yardıma muhtaç hale gelinir ve tüm bunlarla birlikte oluşan hasar ve kayıplarla birlikte ekonomik sistem büyük zarar görür.”

AFAM’ın verdiği eğitimler neler?

“Birey, iş yeri, eğitim kurumu, sağlık kurumu gibi kurumların olası bir afete karşı hazır olmalarını sağlamak ve afet gerçekleştikten sonra işlerliğini devam etmesini sağlamaya yönelik farklı eğitim programlarımız bulunmakta ve bunları sahada uygulamaktayız. Gerçekleştirdiğimiz eğitimlerle toplumsal kapasitenin artırılmasına katkı sağlamaya çalışıyoruz. Yani afet olduktan sonra kimse yaralanmadıysa, eğitim ve sağlık kurumları düzenli çalışabiliyorsa, herkes işine gidebiliyorsa, üretimde bir aksama yoksa burada bir afet etkisinden söz edemeyiz. Bu nedenle eğitimlerle bizim yapmaya çalıştığımız şey de tam olarak bu. Yani oluşabilecek bir afete yönelik risk alanlarını belirleyebilmek ve bu alanlarda açığa çıkabilecek zararları ön görerek ona yönelik kurum, birey ve kuruluşları hazırlamak.”

Bununla ilgili kimleri hazırlıyoruz?

Üniversitemiz öncülüğünde başlatılan ya da kamu kurumlarının uyguladıkları projelere danışmanlık yaparak kamu kurumları, yerel yönetimler ile afetlere karşı nasıl hazır olunabileceğini çalışıyoruz. Özel sektöre yönelik afet ve acil durum planlarının hazırlanması

çalışmalarına öncülük ederek olası bir afet anında iş sürekliliğinin nasıl sağlanabileceğine yönelik çalışmalar gerçekleştiriyoruz. Okullarda ve yetişkinlere yönelik verdiğimiz eğitimlerle afete yönelik bireysel hazırlıklar konusunda çalışmalar yapıyoruz.  Üniversitelerle işbirlikleri gerçekleştirerek ulusal veya uluslararası bilimsel çalışmalar gerçekleştiriyoruz. Meslek grupları ya da sivil toplum kuruluşları ile çalışma alanlarına göre afetlerdeki görev ve sorumlulukların neler olabileceğini belirleyeceğimi çalışmalar gerçekleştiriyoruz. Medyaya yönelik çalışmalarımızla afet haberciliğine yönelik çalışmalar yapıyoruz. Yine medya üzerinden afet öncesinden ya da gerçekleşen bir afet sonrasında rol ve sorumlulukların neler olabileceğine yönelik kamuoyunu bilgilendirmeye çalışıyoruz. Yani bu çalışmalarımız doğrultusunda AFAM olarak afetlere yönelik toplumun tamamının hazırlanmasına hizmet edecek geniş bir yelpazede hedef kitle ile çalışmalarımız olmaktadır.

Afetlere Yönelik Risk Alanlarından Bahsettiniz, Bu Risk Alanları Nedir?

“Örnek olarak; Japonya’da ki örneği söyleyeyim. Mesela, Japonya’da 2011 yılında bir deprem gerçekleşti arkasından bir tsunami geldi ardından nükleer santralde serpinti oluştu. Aslında Japonlar tsunamiye öngörmüşlerdi, kentte tsunami dalga setleri çekmişlerdi 15 metrelik. Çünkü dalga yüksekliğini 15 metre öngörmüşler ve ona göre önlem almışlardı. Ama şöyle bir hata olmuş, gelen depremden sonraki tsunami 15 metreyi aşarak şehrin içine girmedi. Doğal olarak insanlar duvarlara güvendikleri için çok fazla önlem almamışlar. Kayıp burada oluşmuş ve gelen su nükleer santrali basmış jeneratörler devreye girmediği için soğutma sistemi gerçekleşmemiş ve aşırı ısınmadan dolayı bir serpinti oluşmuş. Üç afet bir arada gerçekleşmiş, deprem tsunami ve nükleer serpinti. O zaman burada şunu da görüyoruz; demek ki günümüz toplumlarında bazı doğa kaynaklı olaylar teknoloji ve insan kaynaklı afetleri de tetikleyebiliyor ve ikincil afetleri yaratabiliyor ve bazı durumlarda ikincil afetler birincil afetlerden daha fazla zarar verebiliyor.

“Bunun diğer bir yakın örneği 1995 Japonya’nın Kobe şehrinde meydana gelen depremidir. Kobe’de büyük bir deprem oluyor ve deprem sonrası çok büyük yangınlar çıkıyor. Yangın depremden daha fazla zarar veriyor. Bu iki örnek de bizlere sadece afete neden olacak olayı değil ayrıca bu olayların bölgenin mevcut yapısı üzerinden ne tür etkilere neden olacağı ve bu etkiler sonucunda nasıl bir durumun ortaya çıkacağının belirlenmesi gerektiğini göstermektedir. Risk çalışması işte tam olarak burayı kapsamaktadır. Yani risk belirleme çalışması bir yerleşim yerinde afete neden olabilecek doğa, insan ve teknoloji kaynaklı olayları belirlemek ve bu olaylardan herhangi birisinin gerçekleşmesi durumunda nelerin yaşanacağını öngörmeye çalışmak denilebilir.

Ayrıca bu riskleri belirlemek çalışmanın tamamını oluşturmuyor. Ayrıca bu risklerin bize zarar vermesini engellemek için ne tür önlemler almamız gerektiğinin belirlenmesi ve buna yönelik çalışmaların yürütülmesi gerekmektedir. Zaten AFAM olarak yaptığımız faaliyet tam olarak bu.”

AFAM’a bu veriler nasıl geliyor siz bu verilere nasıl ulaşıyorsunuz?

“Bu verilere ulaşmak için birçok farklı kaynağın kullanılması gerekmektedir. Örneğin afetler tarihi çalışılarak geçmiş dönemlerde yaşanan afetler ve bu afetlerin neden olduğu kayıplar çıkarılır ve böylece yaşanabilecek bir afete göre bazı senaryolar oluşturulur. Bir başka kaynak olarak dünyanın farklı ülkelerinden afetlere yönelik çalışan bilim insanlarının çalışmalarını takip ediyoruz. Bu alandaki bilimsel gelişmeler de bizler için önemli bir veri kaynağıdır. Dünyanın herhangi bir bölgesinde gerçekleşen afetleri de yakından takip ediyoruz. Çünkü bu afetlerin neden olduğu etkiler bizlere birçok veri sunmaktadır. Yine farklı bir veri kaynağı olarak risk senaryoları çalışmaları da önemli veri kaynakları arasındadır.”

Verilerin bulup çözümledikten sonra sonuç oluşturduğunuzda bu verileri kimlerle paylaşıyorsunuz?

“Sonucu oluşturduktan sonra bizim önümüze bazı bilgiler çıkmış oluyor. Artık bu verileri yorumlayıp, işleyip bazı kararlara varıyoruz. Bu kararların içerisinde mesela mevzuatla ilgili düzeltmemiz gereken bir durum var mı diye bakarız. Yoksa toplumsal çalışmalar yapmamız gerekir. Örneğin; 1999 depreminde şu vardı ölümlerin yüzde üçü, yaralanmaların da yüzde ellisi, maddi kayıpların da yüzde otuzu yapısal olmayan unsurlardan kaynaklanmıştı. Bu durumda yapısal olmayan unsurların neden olacağı kayıpların nasıl engellenebileceğine yönelik çalışmalar yapılmaya başlanır.”

Nedir yapısal olmayan unsurlar?

“Evin içerisinde kullandığınız mobilyalar, televizyon, beyaz eşya, avize, pencereler yani yapının kendisine ait olmayan unsurlardan kaynaklanan ölümler. Mesela dolabın yatağın üstüne düşmesi ve yataktakilerin ölmesi, soba devrildiği için yangın çıkması gibi verilere ulaşıyoruz.

O zaman burada sonuç, toplumun almaları gereken temel önlemler hakkında bilgi sahibi olmamaları. Buna yönelik yapılması gereken toplumun bilgi kapasitesini arttırmaktır. Buna yönelik eğitim programı hazırlıyoruz. İlköğretime vereceğiniz eğitim farklıdır yetişkin bir bireye vereceğiniz eğitim farklıdır. Buna göre geniş bir yelpazede toplumun genelini kapsayacak bir eğitim programı hazırlayıp bu eğitimleri uyguluyoruz ve sonuçları tüm kamuoyuyla paylaşıyoruz.”

Türkiye deprem ülkesi peki Türkiye’deki üniversitelerde depremle ilgili çalışmalar nasıl yapılıyor? Verimli mi? Gerçekten bir sonuca ulaşılabiliyor mu? Televizyonlarda hocaların anlattıklarında doğruluk payı var mı?

“Üniversitelerin görevi afetlerle ilgili öncesinde gerçekleşme olasılığına yönelik çalışmalar yapmak. Bölgedeki depremin olma ihtimalini hesaplar ama kesin tarihi bilemez. Üniversiteler tüm Türkiye’de veya Dünya’da araştırma yapabilir. Bu araştırmasını sadece bulunduğu bölgeyle kısıtlanmaz. Çünkü her çalışma sahası farklı bir veriye farklı bir bilgiye yol açacağı için kendi ülkende ya da başka bir ülkede o deneyimi uygulayabilirsin. Herkesin belli alanlarda ulaştığı bilgileri toplamamız lazım ki o deneyimi biz yaşamadan oradaki derslerden önlemlerimizi alabilelim.

Üniversitenin yaptığı işlerden bir tanesi bilimsel araştırmalarla risk hesaplamaları yapmak. Afetler gerçekleştiğinde ne tür etkiler açığa çıktığını hesaplar ve buna yönelik kimin ne yapması gerektiğine yönelik öneriler sunup bunu ilgili kurumlara göndermek. Raporlarla bilimsel yayınlarla açıklamak ve kamuoyuyla paylaşmaktır. Ama maalesef Türkiye’de bu kapsamda çalışma yapan üniversite sayısı bildiğim kadarıyla 3-4 üniversite bunu yapıyor.”

Yetişkinlere, çocuklara ve engellilere yönelik ayrı ayrı eğitimleriniz oluyormuş, çocuklara ve engellilere nasıl eğitimler veriyorsunuz?

AFAM olarak çocuk eğitimlerini yaş gruplarına göre sınıflandırıyoruz. Anaokuluna giden bir çocuk okuma yazma bilmediği için ona vereceğiniz bilgi daha farklıdır. Onlara oyunlarla bilgileri öğretirsiniz. Boyamalarla öğretirsiniz ama öğretirsiniz. Okuma yazma bilen ilkokul birdeki çocuk terminolojiyi bilmediği için afet dediğinizde kafasında bir şey ifade etmeyeceği için ona deprem sırasında nasıl davranacağını öğretip uygulamayla gösterirsiniz, depremin ne olduğunu eğitim müfredatına uygun bir biçimde anlayabileceği bir dilde anlatmaya çalışırsınız. Eğitimde bilişsel taksonomi diye bir uygulama vardır. Eğitimde sınıflandırma anlamına gelir, bilgi basitten karmaşığa doğru sıralı bir biçimde aktarılır. Anlayabilecekleri düzeyde bilgiyi sunmak anlamını da taşır. Engellilerdeki farkta şu, görme engelli birine eğitimi betimleme yöntemiyle sunmanız lazım. Deprem anında nasıl davranman gerektiğini anlatırken, sağlam bir nesnenin yanında vücudumuzu nasıl koruyacağımıza yönelik hedef küçültmeyi betimleyerek anlatmalısınız. Vücudun nasıl bir hal alacağını cümlelere dökerek anlatmalısınız çünkü yapacağınız hedef küçültme hareketlerimi göremeyecektir ama zihninde canlandırması için bunu yapmanız gerekmektedir. Ya ad duyma engelli birine işaret dillerini kullanarak anlatmak gerekecek bu gibi değişiklikler var eğitimlerde.

Okulumuzdaki deprem simülasyonu merkezi yalnızca laboratuvar olarak mı kullanılıyor yoksa uygulama alanı olarak mı?

“Burası bir laboratuvar, çevre ve şehircilik bakanlığına akredite olan laboratuvarlardan bir tanesi. Burada biz bir binanın olası bir depreme karşı ne tür tepki göstereceğini yani deprem dayanımını test ediyoruz. Bunun tahribatlı tahribatsız ve gözleme dayalı üç ölçüm yöntemi var. İlk başta uzmanlar gidip binayı gözlemler, kolon kiriş demirler çatlaklara bakıp gözle kontrol ederler. Sonra tahribatsız kontrol yapılır belli bir alanda bazı testleri vardır onlar yapılır kırıp dökme olmaz. Bir de tahribatlı vardır o da bölgeden alınan bir numunenin laboratuvarda dayanımı, betonun demirin kalitesi ölçülür. Bir de zeminle ilgili araştırma yapılır. Bizim yapı laboratuvarımız tamamen buna yönelik çalışmalar yürütüyor. Yani bir binanın depreme karşı sağlam olup olmadığını bina sahibine bilgi vermek üzere kurgulanmış bir merkezdir.”

Peki deprem ya da afet sonrası psikolojik ve ruhsal olarak da insanlar etkileniyor bununla ilgili çalışmalarınız var mı sadece deprem öncesiyle mi ilgileniyorsunuz?

“Psikolojik etkileriyle ilgili de çalışıyoruz afetler genelde sık gerçekleşmeyen ve gerçekleştiğinde toplumun büyük bir kısmını etkileyen olaylar olduğu için ciddi sosyal sorunlar da yaratır. Bu sorunların temelinde sağlık hizmetlerinin düzenli alınamaması, insanın evinden belli bir süre uzak kalması, kısıtlı olanaklarla yaşaması gibi yaşam düzeninin değişmesinin getirmiş olduğu aksaklıklardan kaynaklanan şartlar insan psikolojisini olumsuz etkilemektedir. Başkalarının gönderdiği yardımlarla yaşamaya muhtaç olmanın vermiş olduğu psikolojik sorunlar ya da yakınını kaybetmenin vermiş olduğu sorunlar ya da enkazdan çıkmanın verdiği sorunlar ya da medyanın yarattığı afetzedeler ya da kırılgan gruplardan birine dahilsinizdir, yaşlılar, çocuklar, engelliler gibi onlar için daha zor olduğu için bunlarda oluşan psikolojik sorunlar vardır. Bu nedenle afetlerden sonra bizim psiko-sosyal çalışmalarımız var. Oradaki bölgede ki toplumla atölye çalışmaları gerçekleştirerek, odak grup çalışmaları gerçekleştirerek onlara birebir psikolojik destek sağlayarak oluşan psikolojik sorunların en aza indirgenmesini sağlamayı hedefliyoruz. Tabi afetlerde psiko-sosyal destek farklı bir bilim dalı olduğu için bu alanda uzman olan kişilerle çalışılması gerekmektedir. Bu nedenle bizler daha önce bahsettiğim gibi gerçekleştirdiğimiz işbirlikleri ile bu tür çalışmaları hayata geçiriyoruz”

Haber: Zehra Semerci – Ceren Kahya –Berfin Kahraman (İAHA)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here