BİR HAKİKAT ARAYIŞÇISININ ARDINDAN: KAYIHAN GÜVEN

0
175

Kayıhan Güven öldü. Elindeki tek bir çiçeği çiçek bahçesine çeviren adam, bir yaşam ustası… Hepimizin rehberiydi, kocaman eksildik.

Normal bir üniversite dersliğinde normal bir ders beklerken, derse giren hoca dersin normal olmayacağını daha ilk dakikalarda hissettirmişti bana. Onu ilk kez görmüştüm. Boynunda daha sonraları her zaman gördüğüm fotoğraf makinesi asılıydı. Sokaklardan bahsediyor, Yaşar Kemal ve Sait Faik’ten alıntılar yapıyordu. Röportaj diye bir şey varmış, ajansta bu işi yapıyorlarmış. Göz dergisinde yayınlanıyormuş bu röportajlar. Ajansa bizi de davet etmişti o gün.

Kayıhan hocayla yolumuz işte böyle kesişti. Çok geçmeden kendimi ajansta buldum. Daha sonra tanıştığımız gün boynunda asılı duran fotoğraf makinesini bana hediye etti. Makineyi kullanmayı beceremeyip kısa bir süre sonra iade etmeye karar verdim.  Fotoğraf konusunda hiç de becerikli olmadığımı ve ajansta bu işe yatkın birinin bu makineyi kullanması gerektiğini hocaya belirtmiştim. Çetin, fakat; nezaketi elden bırakmayan bir ret aldım. Maalesef hoca ısrarıma dayanamamış ve makinayı benden almayı kabul etmişti. Bunun hayatımdaki en büyük pişmanlıklarımdan biri olacağını bilmiyordum…

Hoca, bir hakikat arayışçısıydı. “Röportaj hayatın özüne bir yolculuktur” derken hayatın özünün yalnızca hakikat olduğunu bilenlerdendi. Öğrencilerine hakikatten geçmeyen bir şeyin aldatıcı olduğunu kendine özgü bir yaklaşımla aktarırdı. Akademinin yalnızca bir eğitim terimi olduğu şu günlerde hakikatin hem akademi hem de gazetecilik mesleği için ne derece önemli olduğunu yaşamı boyunca idrak etmişti.

Üstün Bir Sadeliğe ve Umuda Sahipti

Çok ilginçtir; Kayıhan Güven bir iletişim ustası olmasına rağmen insanlarla olan iletişiminde hiçbir iletişim tekniğine başvurmazdı. Tam tersine bütün iletişim anlayışını alt üst ederdi. Herkesle herkes gibi konuşabilir, her türlü insanla diyalog kurabilirdi. Kendisini anın büyüsüne kaptırır ve yanındakileri de o büyünün içine çekerdi.  Her şey yalnızca ona özgüydü. Yüzümüze esen yavaş ve güzel bir rüzgâr gibi dokunurdu hayatlarımıza.

İki yıl önce Çerrahpaşa’da ciddi bir ameliyat geçirmişti. Kucağımda çok sevdiği kokina çiçekleriyle ziyaretine gittiğimde her zamanki hocaya rastladım. Geçirdiği ameliyata rağmen enerjisinden hiçbir şey kaybetmemişti. Sahip olduğu Alman disiplini ve hayata ümitvar bakışı onun böyle bir durumda bile yüzünü gülümsetiyordu.  Çok sevdiği Yaşar Kemal’in kahramanlarından farksızdı: umudunu hep diri tutuyordu. Bir an önce ajansa gelip çalışmaya devam etmek için sabırsızlandığını fark etmiştim. Bir hastane odasında, bedenindeki neşterin izleri daha sıcakken bile umudu size veren, o oluyordu.

Bir gün masasındaki kitaplar arasında daktiloyla yazılmış doktora tezini bulduğumda çok heyecanlanmıştım. Ara sıra alıp okurdum. Bu nadide eserin bir kopyasını çektirmek istediğimde beni kırmamıştı. 30 yıldan fazla bir zaman önce yazılan bu tez, Türkiye’de röportaj alanında yapılan en kapsamlı çalışma özelliğine sahip.  Kayıhan hoca doktora tezini hazırlamasına rağmen sunmamıştı. Akademik kariyeri büsbütün reddetmişti. Akademik unvanlardan hoşlanmazdı. Öğrencileri ve ajans onun için akademiden önce gelirdi. Akademik detaylarla pek ilgilenmez, ilgisini bizzat hayatın kendisi çekiyordu. Kargaşayla kuşanmış sandığımız yaşamın içindeki sadeliği, saflığı arıyordu.

Onun benimsediği gazetecilik anlayışında insan ve doğa, kuru bir habere sığmayacak kadar önemliydi. Haberde evvela ruh arardı. Kuru haberlerden bu yüzden hoşlanmazdı. “Bir hikâye anlatmalısınız” derdi. Hikâye tasvir ve betimlemelerle sunulmalı, okuyanın gözünde adeta canlanmalıydı. Gazeteci bizzat bu hikâyeye tanıklık etmeli ve içerisinde yer almalıydı. Çünkü, röportajı edebiyattan ayıran keskin çizgi buydu. Gazeteci büsbütün hikâyenin içinde olmalıydı. Kayıhan Güven için Descartes’in dediği gibi “Dünya bir hikâyeydi”.

Kayıhan hoca Kierkegaard’ın “Yaşam çözülmesi gereken bir sorun değil, ancak deneyimlenmesi gereken gerçekliktir” sözünün peşinden sonuna kadar gitti. Yaşamı boyunca arayışını işte böyle sürdürdü. Gün gelir Anadolu’nun herhangi bir yerinde, gün gelir İstanbul’un bir kuytusunda insanların arasında görürdünüz onu. Bu uzun yolculuğunda binlerce insan yetiştirdi. Anısı önünde saygıyla…

Kaynak: https://www.santraldergi.com/

TÜRKİYENİN İLK VE TEK DİJİTAL HABER DERGİSİ

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here