Gazeteci Günter Wallraff: Almanya’da Türk işçi kılığına girdi, gördüklerini yazdı..

0
563

Alman gazeteci Günter Wallraff, 1983 yılında sıra dışı bir gazeteciliğe imza atar. Wallraff, kılık değiştirip Türk işçisi “Ali Levent Sinirlioğlu” takma adıyla Almanya’da 2 yıl boyunca çeşitli işlerde çalışır. Gazeteci böylelikle Türk işçilerin Almanya’daki yaşam şartlarına yakından tanıklık ederek “En Alttakiler” isimli kitabında anlatır. Bugün hala gazetecilik derslerine konu olan Günter Wallraff’ın Türk işçi kılığına girerek yaşadıklarını yazdığı “En Alttakiler” kitabının yayımlanmasının üzerinden yaklaşık 37 yıl geçti. Muhabirimiz Burçin Yağız, önemli bir gazetecilik örneği olan En Alttakiler kitabının öyküsünü sizler için kaleme aldı.

Alman gazeteci Günter Wallraff, 1983 yılında sıra dışı bir gazeteciliğe imza atar. Wallraff, kılık değiştirip Türk işçisi “Ali Levent Sinirlioğlu” takma adıyla Almanya’da 2 yıl boyunca çeşitli işlerde çalışır. Gazeteci böylelikle Türk işçilerin Almanya’daki yaşam şartlarına yakından tanıklık ederek “En Alttakiler” isimli kitabında anlatır. Bugün hala gazetecilik derslerine konu olan Günter Wallraff’ın Türk işçi kılığına girerek yaşadıklarını yazdığı “En Alttakiler” kitabının yayımlanmasının üzerinden yaklaşık 37 yıl geçti. Muhabirimiz Burçin Yağız, önemli bir gazetecilik örneği olan En Alttakiler kitabının öyküsünü sizler için kaleme aldı.

Günter Wallraff, 1942 yılında Almanya’da doğdu ve gazeteciliğe 1965 yılında Metall Gazetesi’nde yaptığı söyleşi ile başladı. Wallraff, En Alttakiler kitabının önsözünde Ali rolüne hazırlık sürecini şöyle anlatır:

“Bu rolü ilk kez 1974 yılında denedim. Görünüm açısından o zaman da başarılıydım; Beni annem bile tanıyamamıştı. Yine de bu role henüz hazır olmadığımı fark ettim. Hem vücutça hem de kafaca daha iyi hazırlanmam gerektiğini kavradım. Yabancı işçiler ve aileleri, gelişmiş bir sanayi toplumunun ortasında akıl almaz bir dram yaşıyorlardı; bu olguyu kamuoyunun geniş kesimlerine duyurmak için, daha uzun soluklu bir hazırlık gerekiyordu.”

Alman gazeteci 1983 yılında bu sıra dışı gazeteciliği yapmaya karar vermişti. Siyah bir peruk ve lens taktı. Türk bir babanın Yunanistan’da büyüyen oğlu olarak Türkçesinin az olduğunu söyleyecekti ve gazeteye ilan verdi: “Sağlam ve yapılı yabancı işçi iş arıyor. Ağır ve pis işlerde çalışırım. Ücret önemli değil.”

Günter Wallraff, “Ali’ye Yaklaşma Denemeleri”ni adını verdiği dönemi ise şu sözlerle anlatacaktır:

“Bir Alman olarak bir Türk işçisinin duyduklarını, yaşadıklarını hiçbir zaman tam anlamıyla kavrayamayacağımı biliyordum. Başıma peruk geçirmem, onların arasına karışmam, buna benzer dış etkenler bunu pek değiştirmeyecekti. Yurtlarından koparılmış olmalarının yanı sıra işgüçlerini sattıkları, sağlıklarını yitirdikleri bir ülke toplumunun onları dışlamasının ezikliğini, kimse onlar gibi duyamaz! Benim yapabileceğim, olsa olsa, onların içinde bulunduğu konuma bir yaklaşma denemesi olabilirdi.”

En Alttakiler, Alman toplumunun yabancılara bakışıyla ilgili çarpıcı veriler sunuyor

Alman gazeteci Günter Wallraff, “Ali Levent Sinirlioğlu” takma adı altında, McDonald’s ve Thyssen’in de içinde bulunduğu çeşitli işyerlerinde ve fabrikalarda işçi olarak çalıştı. Ayrıca ilaç geliştirme laboratuvarında, klinik araştırmada üzerinde ilaç denenen insanların arasında da yer aldı. Ganz unten (En Alttakiler) isimli kitabında, bu araştırmasında yaşadığı çok kötü olayları, yabancı işçilere karşı kötü davranışları, firmaların vergi kaçırma hilelerini ve iş güvenliği ihlallerini çok detaylı bir biçimde, diğer yardımcı yazarlarla birlikte şu sözlerle yazdı:

“Bir inşaat firmasında işe başlıyorum. Bana buyrulan ilk iş, öteki işçilerden farkımı ortaya koyuyor. Öyle ya yerimin neresi olduğunu başından bilmeliyim! Tuvaletler temizlenecekmiş! Görevim işçilerin kullandığı en az 1 haftadır tıkalı olan tuvaletleri temizlemek… Dizlerime kadar dışkının içerisindeyim. Şef bağırıyor: ‘Kovayı küreği al, temizle şurayı fazla sallanma.’ İçeride inanılmaz bir koku var, işin sırf eziyet olsun diye verildiği belli. Ustabaşına gidip boruların tıkanık olduğunu, tesisatçıların girmesi gerektiğini söylüyorum. Bana ‘Sen işine bak, düşünmeyi eşeklere bıraksan iyi edersin, ne de olsa onların kafaları daha büyüktür’ diyor. Pekâlâ! Elimde kova-kürek tuvalet temizlerken girip çıkanlar da oluyor. İki Alman laflıyor: Hep aynı, bizim dışkımızı sizlere temizletiyorlar”

II. Dünya Savaşı sonrası dönemin en çok satan kitaplarından En Alttakiler, Alman toplumunun yabancılara bakışı ile ilgili çarpıcı veriler sunar ve yayımlandığı andan itibaren Almanya’da şok etkisi yaratır. Wallraff, kitabın gördüğü ilgiyi şöyle anlatacaktır:

“Kitabın gördüğü ilgi, beklediğimizin kat kat üstünde oldu; bu doğru. Ama hayalciliğe kapılmış değilim. Yabancıların içinde bulundukları durumun köklü politik değişiklikler olmadan düzelemeyeceğini çok iyi biliyorum. Bunun için de yabancılara toplumsal yaşayışın tüm alanlarında eşit haklar sağlamak gerekir. Ama yabancılara karşı düşmanca bir tavrın neredeyse hükümet politikası olarak benimsendiği bir ortamda azımsanmayacak bir çıkış noktası elde ettik. Yabancılara ayrımcı gözle bakmayan Almanların sayısının hiç de o kadar az olmadığını gördük. Bana öyle geliyor ki yabancıların, Türk işçilerinin kendilerine güvenleri arttı. Ön yargılarından kurtulamayan Almanlara ayrımcılığın, yabancı düşmanlığının toplumsal bir tepkiye yol açabileceğini sezdirebiliyorlar artık.”

II. Dünya Savaşı sonrası dönemin en çok satan kitabı sıfatını kazanan En Alttakiler, Almanya’da yaşayan Türk işçilerin dramını kamuoyunun geniş kesimlerine duyurmayı başarır. Daha sonra Almanya’da “Yabancılarla Dayanışma” adı altında bir yardım fonu oluşturulur. 1986 yılında ise En Alttakiler’in belgesel versiyonu Ganz unten çekilir.

Yazı: Burçin Yağız (İAHA)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here